yaşam etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
yaşam etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Günlük gibi


Bazı sabahlar

gözümü açmadan yoruluyorum

henüz yaşanmamış bir günün

ağırlığıyla

bilmiyorum neden

bazen bir sandalye boş kaldığında

bir çocuk ağladığında

binadaki deli seslenirken gökyüzüne

ya da çay demlenirken

tam o an, içimde bir kırılma oluyor

sessiz

ama çok gerçek.

-

Geçmiş dediğin şey

sadece hatıra değil

bazıları hâlâ yaşıyor içimde

değmeden geçip giden anılar

sessizce olduğu yerde kalanlar

çok şey söyleyip hiçbir şey anlatamayanlar

bağırıp sesini duyuramayanlar.

hepsi toplanıp beni oluşturmuş.

-

Zaman…

dümdüz değil,

bazen kırık bir ayna gibi

parçalara ayrılmış olan sen misin yoksa ayna mı

belirsiz

fakat ikisi de tek yönlü

ötesi boşluk

-

Her şeyi sırasına koymaya çalıştım

duyguları, eşyaları, hatıraları,

ama bir türlü sığmadı

bir şey hep dışarda kaldı,

belki de bendim.

-

Gündüz susuyorum

gece düşüyorum

düşünmek ağır geliyor artık

bu yüzden düşüyorum ben de

çünkü hiçbir soru bir cevaba varmıyor

düşünmenin sonu yok

ya da bütün cevaplar

çoktan yitirilmiş bir zamanda kalmış.

-

Ve bazen, çok bazen

sadece bir ses

anlık bir görüntü zihinde beliren,

bir koku

bir şarkı…

bütün bu boşluğu delip geçiyor

içimde kırık bir raftan

tozlu bir anı düşüyor yere

eğilip almıyorum

kalsın diyorum

alsam da bana bir faydası yok

böyle devam

eksik

ama tanıdık.

-

Resim: John Everett Millais | Ophelia


Resme ithafen ek alıntı:


“Düşüncemizin katlanması mı güzel


Zalim kaderin yumruklarına, oklarına


Yoksa, diretip bela denizlerine karşı


Dur, yeter demesi mi?”


Shakespeare | Hamlet


Devamını Oku

Facebook Tweet Pin It

Arayış


Saatler gece yarısını vurduğunda önce insanlar çekilecek sokaklardan

sonra evlerinin önlerine dizdikleri arabaları, jilet gibi döşenmiş yollardan. 

İşte ben, tam da o zaman seni aramaya çıkacağım yine,

her gece yarısı yaptığım gibi.

Ayak bileklerime dek uzanan ince bir paltoyla

şehrin tüm sokaklarında gezdireceğim tenimin kokusunu.

Yokuşları tırmanacak kokum,

uçurumlardan yuvarlanacak,

sahildeki fenere değin uzanacak

sonra en tepesinden denize bırakacak kendini.

Boğulmaya iki kala yeniden tırmanacak kayalara.

Biçimsiz, birbiriyle uyum sağlayamayan koca taş parçaları üzerinde uzanacak

ve gökyüzünü izleyecek titreyerek.

Denizin suyu henüz botlarımı doldurup altındaki taşlar kadar ağırlaştırmışken bedenimi,

o son güç kırıntısını haykırarak harcayacak.

Neredesin?

Gece yarısında, deniz kıyısında,

botlarım henüz ıslakken,

içimdeki özlem her saniye yenisini doğurup kendini devamlı beşe katlarken,

neredesin? 

Yine kendim yanıtlayacağım kendi sesimi.

Bir berduşun bile çekip gittiği saatlerde

sokakları arşınlamaya devam edecek bedenim,

seni bulma ihtimalinin verdiği güce tutunarak. 

Şehrin tüm sokakları ben gibi koktuğunda,

yalnız ben, ben gibi kokmayacağım artık.

Gecenin son karanlığı günün ilk ışığına devredecek nöbetini

ve dinlenmeye çekilecek o da.

Bense, seni içimden başka bir yerde bulamayışımla

yüzleşemeyeceğim hiçbir gece yarısı. 


Devamını Oku

Facebook Tweet Pin It

Yaratılış


Biz seninle,
Biz seninle aynı kişinin farklı zamanlarını yaşıyoruz. 
Ben geçmişinim senin, 
Sen benim geleceğim. 
Hayat çizgimiz olabildiğine bir. 
İkimizi ‘biz’ yapan aynı kişide buluşmamız, 
‘Sen ile ben’ yapansa farklı zamanları yaşamamız. 
Hikayeler aynı, tarihler farklı. 
Geleceğimin çizgisini öyle çirkin çekiyorsun ki, yaşadıklarımın üstesinden gelemiyorum. 
Ve ben de senin geçmişinin temiz kalan yerlerini karalıyorum. 
Biz seninle aynı bedenin sancılarını farklı yerlerde tadıyoruz. 
Aynı ruhun kıvranışları iki farklı coğrafyada. 
Aynı küfürleri ediyor, aynı detaylara takılıyoruz. 
Aynı şekilde sinirlenip yine aynı sebeplerle vazgeçiyoruz hayattan. 
İşte böyle bizim olayımız. 
İşte biz, böyle birlikte olamıyoruz.
Zaman tek yönlü akıyor, geçmişle gelecek birleşip kesişemiyor. 
Biz buyuz. 
Aynı kişinin iki farklı zamanını yaşıyoruz işte. 
Aynı tohumun farklı tarihleriyiz. 
Birleşemiyoruz. 
Çizgimizin aynı oluşu, bizi sonumuzda birleştirecek bir tek. 
Farklı zamanlarda yaşanacak iki aynı son. 
İki kere söyleyecekler intihar edişimi. 
İki kere diyecekler ki çok savaştı kendiyle. 
Kimse bilemeyecek ikimizin de içinde savaştığının bir diğerimiz olduğunu. 
Benimle verdiğin savaşa mağlup geldiğin için önce sen vazgeçeceksin yaşamaktan. 
Sonra ben seninle verdiğim savaşı kazanamayacağım. 
Bizim sonumuz bir. 
Aynı tohumda başladığımız gibi tıpkı, 
Aynı nefesle ayrılacağız dünyadan.

Devamını Oku

Facebook Tweet Pin It

Kararlar ve İhtimaller


Aldığım önemli kararları almadan önce süzgeçten geçirip emin olana kadar değerlendirmeye tabii tutuyorum. Bazen size de oluyor mu bilmiyorum ama bir kararı almak için ne kadar çok sebebim olursa olsun tam tersi kararı alsaydım ne olurdu düşünmeden edemiyorum. İhtimaller uzayıp gidiyor. İhtimal dahilinde tutamadığım bir durum zincirini yaşama ihtimali de kendi içinde bir dünya ayrıma uğruyor. Kararımdan ne kadar emin olsam ve seçilebilecek daha iyi bir yol olmadığını bilsem bile içimi kemiren bir parazit katiyen terk etmiyor düşüncelerimi. Üzerine bin çeşit kurgu ekliyorum zaman etkenini azar azar ilerleterek. Bir konuda uzunca ve meşakkatli bir yoldan geçen kararımın hiç değişmeden olduğu gibi kalması beni bu noktaya getirdi. Bir noktadan sonra değişmeli miydi? Anlatmak istediğini anlatabildiğinde değişmemekten vazgeçmeli miydi? Yahut vazgeçse bile anlatmak istediğini anlatamamış mı olurdu? Ve beni, olduğumdan daha kötü bir noktaya mı götürürdü? Ya da olduğum nokta olabileceğim en kötü nokta mı? Aldığım kararın en doğrusu olduğuna emin olurken kendim için alabileceğim en kötü kararı almış olabilir miydim?
Bu soruları okumanız belki 15 saniyeyi bulmuştur okuma hızınız pek iyi değilse belki de 30 saniye. Hepsinin aklımdan geçme süresi yarım saniye bile etmedi. Delirmiş olmam konusunda insanların hep bir fikri var şu sıralar. Haklı olma ihtimalleri de bir yarım saniyemi daha ayırıp düşünmem gereken bir konu artık. Fakat buna daha sonra değinelim.
Aklımdan geçen milyarlarca ihtimalden birini yaşadığım için çok huzursuzum. Bir ihtimal daha ekledim buna, belki milyarlarcasını yaşıyorum şu anda. Mümkün. Ve daha da güzeli, bir tanesinde en güzel hayatımı yaşıyor olduğum. Tabii bir tanesinde de en kötüsünü yaşadığımı düşünmedim değil. Umarım o, şu an içinde olduğum değildir. Ya da öyle olsa da fark etmez. Birçok tanesinde çoktan ölmüş olmalıyım. Birçok tanesinde zaten doğmamış, bir tanesinde de şu an ölüyor olabilirim. Böyle düşününce baya ironik bir durum, umarım can çekişmiyorumdur.
Birkaç tanesinde başka bir gezegende yaşıyor olabilir miyim merak ediyorum. Birkaç tanesi de başka bir bedende. Geleceği görebildiğim bir hayatta yaşadım mı acaba? Ya da geçmişi değiştirebildiğim? Ya da yaşayabileceğim tüm ihtimalleri tek tek bildiğim bir hayat?
Nasıl olurdu?
Tam olarak,
Böyle.

Devamını Oku

Facebook Tweet Pin It

Uslamlama



Gözlerim iyi görmüyor artık hem eskisi kadar da gür saçım yok.
Ciğerlerim daha kolay kabulleniyor dumanı ve bacaklarımla aram pek bozuk.
Ara ara düşmüş aklar aynadan selamlıyor beni.
Eklemlerim ve kaslarım yer çekimine karşı savaşmayı bıraktı, söz geçiremiyorum.
Gözlerim daha çekik ve göz bebeklerim daha geniş artık.
Unutmaya çalıştıklarımı unutamıyor, hatırlamak için uğraştıklarımı bir türlü hatırlayamıyorum.
Geceleri uyuyamıyorum fakat
Fakat gündüzleri,
Gündüzleri,
Hayır, gündüzleri de uyuyamıyorum.
Geceleri genellikle uyuyamıyorum.
Genelliklenin dışındaki o vakitler,
Gördüğüm rüyalar,
Tamamıyla gerçek,
Uyanıkken yaşadığım gerçeklerden daha gerçek rüyalarım.
Uyuyamıyorum.
Hatırlayamıyorum.
İlaçlarım neredeydi hatırlayamıyorum.
Uykum nerede,
Neredeyim?
Göğüs kafesim daraldı iyice,
İçindekileri içinde tutamamaktan.
Kalbim büyüyor sanki içimde,
Halbuki daha az yer kaplıyor gün geçtikçe.
Kalbimdeki yetmezlik,
Tüm vücudumu sarıyor,
Bir büyüyor bir küçülüyorum.
Korkmuyorum aslında,
Biliyorum azaldı zamanım,
Sihirli bir değnek beklemiyorum.
Sana söylemek istediğim,
Sana her gün bir şey söylemek istemediğim artık.
İçimden çıkaramıyorum,
İçinden de çıkamıyorum.
Her gün ama her gün,
Tüm gün aynı yerde duruyor bedenim öylece,
Fakat beynim duvardan duvara vuruyor kendini,
Gündüzden geceye geceden gündüze.
Rol yapmaktan o kadar yoruldum ki
Saklayamıyorum bazen.
Bazen, tüm kalabalığa rağmen sızıyor bedenimden gözyaşlarım.
Sürekli dolup sürekli taşıyorum,
Ama artık taşıyamıyorum kendimi.
Yağmuru ne çok özledim bilsen,
Doğayla aram açıldı iyice,
Ağaçları bulutları,
Denizi bile,
Çok özledim.
Yani sana söylemek istediğim,

Sana hiçbir şey söylemek istemediğim artık.

Devamını Oku

Facebook Tweet Pin It

Yarım

busraturksev
En iyi ihtimalle ömrümü yarıladım. Kendimle baş başa kaldım. İlk defa başkalarının bana taktığı lakap yerine kendimle, kendim isim vererek konuştum. Büyük kararlar aldım. Aldığım kararlar dünyanın sonunu getirecek bile olabilir. Öyle büyük kararlar aldım. Benden çıkardıklarım oldu. Benden çıkarmak için uğraştıklarım… Onlardan bahsetmeyeceğim. Ne zaman olur da geriye bakınca içimin kıyameti diner, o zaman onlardan bahsedebilirim. Son bir sene içinde çok fazla uğraş edindim. Sürekli kendimi meşgul ettim. Kitaplar okudum, dizilere başladım, gezdim, dans ettim, çalıştım. Ne kadar hareket etmiş olursam olayım içimdeki kıyametten ileri gidemedi yaptıklarım. Bunun farkına vardıktan sonra da uzun süre öylece yattım. Saatler, günler, haftalar sürdü. Ne dindirebildim ne dönüştürebildim başka bir şeye. Olduğu gibi kaldı. Sonsuz bir döngü var içimde.
Aldığım kararların tüm dünyayı etkileyebilirliği konusunda ciddiydim. Bunun için hiçbirinizden özür dilemeyeceğim. Çünkü sizin kararlarınız da benim yaşadıklarıma sebep oldu. Bunca karmaşa içinde, dimdik duramasam da ayakta durmayı öğrendim. Bazen yenilir gibi oldum ama eğile büküle olduğum yere geldim.
Hayatımın bir kısmına kadar yarımdım. Hep bunun farkında oldum. Bir kısmından sonra tamam(san)dım. Siyahıma beyaz, beyazıma siyah. Kusursuz.
Tamamlansaydım eğer, kusursuz.
Şu an yeniden yarımım. Ömrümün yarısını da geçtiğimi düşünürsek, bu şekilde öleceğime garanti verebilirim. Yarım doğdum, tamamlanır gibi oldum, yeniden yarım kaldım.
Oturup deriniyle düşüncelere daldım. Orada kısılı kaldım. Kafamın içi göğsüm kadar kıyamet.
Yazmayı bırakmıştım. Anlatacak çok şey varken, dünya üzerindeki hiçbir dilde doğru terimi bulamayacağımı bildiğim için yazmadım. O kadar çok düşünüyorum ki fikrimin değişmesi bir attosaniyeyi bulmuyor. Kimsenin kimseye, hiçbir şeyi doğru anlatamadığı, karşısındakinin de doğru algılayamadığı bu evrende konuşulanların uzay boşluğunda birbirine çarpmaktan başka bir halta yaramadığını düşününce, benimkilerin de aralarına girip ortalığı kızıştırması kararını aldım en son. Bu cümleyi yazmadan hemen önce.
Bir düzine insanın tüm parmakları kadar insan tanıdım. Aynı düzinenin ellerindeki parmak sayısı kadarını da çoktan unuttum.
Unuttuklarımdan da özür dilemeyeceğim. Hayatımdan birini çıkarmam için büyük nedenlere ihtiyacım var. Unutulduysanız, sebebi kendinizsiniz.
Kendimden, istemediğim halde uzaklaştıktan sonra, olduğum kişiden uzaklaşmak istedim. Birçok defa denedim, birçok defa başarısız oldum. Nereye gittiysem yanıbaşımda götürdüm her şeyi. Son seferimde kendimi bilmediğim bir yerde koşarken buldum. Dönüştüğüm insanla yüzleşme vaktimin geldiğini o zaman anladım.
İnsan gerçeklerden kaçamıyor yolun sonunda. Bazen karşılaşmamak için çok çabalasa da günün birinde o gerçek put gibi dikiliyor tam da kaçmaya çalıştığınız tarafta. Kaybetmek istemediğiniz bir şey varsa işin ucunda, karşınıza dikilen puta da sırtınızı dönüp başka bir yol arayışına geçiyorsunuz. Nafile. Hangi yolu seçseniz sonucu değiştiremiyorsunuz. Kendinizden ne kadar kayıp verdiğiniz ya da ne kadar yol kat ettiğiniz ya da ömrünüzden ne kadar kırptığınızın zerre faydası olmuyor sonucu değiştirmeye. Kaybettiklerinizin hepsini cebinize doldurup ağır bir yükle kalan ömrünüzü yaşamaya çalışıyorsunuz. Keşke olduğunuz yerde bırakabilseniz, namümkün.
Ceplerimde kaybettiklerim, kafamda attosaniyelik fikirler, içerimde süregelen kıyametle, sıyrılamadığım sonsuz bir döngüde, en iyi ihtimal dahilinde yarıladığım ömrümün kalan yarısını da yarım yamalak, kendimden uzak, yaşıyormuş gibi yaparak geçireceğim.

Devamını Oku

Facebook Tweet Pin It

Dip


busraturksev

Uykusuz kaldığım günlerden yine bugün, sabahın beş elli yedisinde gözlerimin karanlıkla dolmasının ardına içimde tekrarlanan bir cümleyi ilk defa sesli söyledim. Yalnız başıma kaldığım burada, işte tam burada ilk defa sesli tekrarını yaptım içimdekinin,
-Çirkinleşiyorum.
Hayatımın her bir alanında yaşadığım ayrı problemin üstesinden gelmeye çalışırken ben, o problemler kadar, işte tam da o kadar çirkinleşiyorum.
-Çirkinleşiyorum.
Günlerdir dinlenmeye çalışan bedenim, uykuya zorlanan beynim ve güneşin aydınlığına tepki olarak kapkaranlık gözlerim. Bugün uyuyamadığımın kaçıncı gün dönümü?
Her döküntüm ile ben, işte tam da her döküntüm kadar ben, çirkinleşiyorum.
Bir gün bir insan, düşünce hakimiyetini resmen bulursa o gün rahatça uyuyabileceğim. Fakat o güne dek çirkinleşmeye devam eden her bir zerrem etrafımda, yakınımda işte tam yanıbaşımda kim, ne varsa onu da içine çekmeye devam edecek.
Gözlerim öylesine karardı ki içeriden o karanlığı görebiliyorum. Göz kapaklarımın siyah iki çizgi haline gelişini zamanla izledim. Ya gözlerim? Karanlığı bu denli görebilmemin sebebi göz kapaklarımın da ötesinde olabilir. Gözlerimin rengi gitmiş olmalı. Dipsiz bir karanlık kadar karanlık.
Ya beyaz kısımları? Beyazın varlığını unutturacak kadar beyaz olmayı bırakmış olmalı. Gözlerim o kadar karanlık olmuşsa nasıl çirkinleşmeyeceğim peki?

Bugün ben, işte burada anlattığım kadar karanlık, tam da söylediğim şeyler kadar çirkinim.

Devamını Oku

Facebook Tweet Pin It

Karanlık


busraturksev

Gözlerim öylesine karardı ki içeriden dışarıda olanları görebiliyorum.

Karanlığın içine öyle denli yerleştim ki kimse değişikliği fark edemedi.
Vücudumu ağaç kökleri gibi saran, her zerremi kendi renksizliğine bulayan simsiyahtan daha siyah, kapkaranlığın bin katı karanlık bir şey, evet bir şey varlığımı yok etmek için hızla sarılıyor vücuduma.
Görüyorum. Ellerimin karardığını görebiliyorum, yüzümün, saçlarımın eski renginden karanlığa boyanışını görüyorum.
Yüzüm. Ayak tırnaklarım sol bacağım belim topuklarım dirseklerim, yüzüm.
Göğüslerim omuzlarım boynum sağ bacağım, yüzüm.
Parmaklarım avuçlarım karnım dizlerim, yüzüm.
Görebiliyorum. Hissedebiliyorum. Ciğerlerime dolan karanlığı hissedebiliyorum. Midemin çürüdüğünü, ciğerimi karartmak için boğazımdan geçen karanlığın boğazımı ve izlediği her yolu kopkoyu bir siyaha boyadığını, hissedebiliyorum.
Damarlarımda dolaşan kirliliği hissedebiliyorum.
Beynim. Karanlığın kendisi. Her tarafımı karanlığa gömen, beynimin karanlığı doğurması. Ağır ağır. Sancılı. Senelerce, parça parça. Kanaya kanaya, akan kanı siyaha boyaya boyaya. Kalbimi karartmasının ardına bütün vücudumda o siyah kanı dolaştıra dolaştıra..
Tüm bedenimin derin bir karanlığa büründüğü o vakit çevremi de karanlığa boyayacağım. Bastığım taşlar, dokunduğum duvarlar onlara değdiğim an benim renksizliğime bürünecekler.
Parmak uçlarım fırça gibi olacak. Siyahla doyuracağım insanları. Siyahla doyuracağım bana dokunanları. Siyah kusturacağım!
Öyle derinden gelecek ki karanlığım, bana karşı ufacık bir his barındıranların kalplerini karanlığa gömeceğim. Yeni karanlıklar doğuracağım. Çocuklarım karanlığın karanlıkları olacak. Benim olacak. Ben olacak. Her şey her yer siyah olacak. O gün gökyüzü de kararacak. Aydınlığa karşı yeryüzünün karanlığı savaş verecek. Evrendeki yıldızların her biri sönecek. Güneş ateşini içine gömecek. Her biri ben olacak. Her biri sonsuz bir karanlığa bürünecek.

İçinde senin de olduğun, yaşam belirtisi gösteren bütün varlıklar bana dönüştüğü vakit, her birinden aldığım gücü kendimi öldürmekte kullanacağım. Bana dönüşen her şeyi öldürmekte.

Devamını Oku

Facebook Tweet Pin It

Sanrı

busraturksev 


Oturduğu koltuğun üzerinde toz ve kırıntı vardı. Bacakları koltuğa göre oldukça yüksekte kalıyordu. Hem koltuk alçaktı hem onun boyu uzundu. İki bacağını hafif aralamış iki dirseğini iki bacağına dayamış ellerini ortadaki boşlukta birleştirmişti. Sırtı kambur oturuyordu. Onun yanındaki koltukta da okuduğu üniversitedeki en yakın arkadaşı aynı zamanda ev arkadaşı oturuyordu. Birbirlerine arada laf atıyorlardı. İki koltuğun da önüne gelecek şekilde bir orta sehpa vardı. Sehpanın üzerinde ortamla alakası olmayan yığınla eşya. İki adet kül tablası, bir kalem üç dört tane yarı yazılmış yarı karalanmış kağıt, bir adet fatura, bir çakmak, bir laptop, birçok bardak, dışarıdan söylenmiş akşam yemeğinin çöpleri, sarma kağıt, iki paket sigara, bir folyo içinde hapsolmuş bir miktar da ot.
Oturduğu alçak koltuktan kalktı. Üzerindeki kırık beyaz gömleği, koyu tenini belli ediyordu. Ayağa kalkarken gömleğinin kollarını kıvırmaya başladı. Aynı zamanda ev arkadaşına, ismini kısalttığı lakapla hitap ederek sehpadakileri toplamasını söylüyordu. Odadan çıkıp evinin uzun holündeki ve kapısı oturma odasının kapısı ile karşılıklı olan en son odaya doğru yürüdü. Kapısının arkasında havlu ve tuttuğu takımın atkısı asılıydı. Odaya girdi ve telefonunu aradı. Yatağının yanındaki komodinin üzeri de en az içerideki sehpa kadar doluydu. Onun yanındaki tekli koltuğun üstünde telefonunu buldu. Alıp tekrar odaya geri döndü. Holü geçerken, gömleğinde kıvırmadığı kolunu da kıvırdı. İçeri girdiğinde sehpayı aynı dolulukta gördü. Bu defa hiçbir şey söylemeden sehpanın üzerindeki yemek çöplerini bir poşetin içine doldurdu. Sehpanın üzerinde kalan diğer eşyalara dokunmadı. Kalktığı koltuğa yeniden oturdu.
Tam karşısında tv ünitesi vardı. Onun yanında da bir akvaryum. Evin içinde sayısı tahmin edilemeyecek kadar fazla eşya vardı. Bazıları eve girdiklerinden beri hiç yer değiştirmemiş, bazıları her odayı dolaşmış eşyalar.
Koltuğa yine aynı şekilde oturup ellerini ortada birleştirdi. Sehpanın üzerinden bir adet sigara alıp kırdı. Odada duranlar onu izliyordu. Bir tane sarma kağıt aldı ve tütünü içine dizdi. Hemen yan tarafında, folyo içindeki otu ufaladı. Tütünün üzerine çizgi şeklinde otu döktü ve kağıdı eline aldı. Ellerini baş parmakları aşağı, diğer parmakları yukarı bakacak şekilde büktü. İşaret parmakları ile kağıdın ortasına bastırdı. İki elinin arasında kağıdı yavaş yavaş burdu. Kağıdın en uçta kalan kısımlarını dişleriyle hafif ısırdı diliyle ıslatıp yapıştırdı. Başka bir kağıdın bir parçasını yırtarak elinde büzüp yuvarladı. Sigaranın daha ince olan ucuna soktu. Elindeki sigarayı önündeki sehpanın üzerine iki kere çok sert olmayacak şekilde vurdu. Sonra sehpanın üzerine bırakıp koltuğa yaslandı. Ev arkadaşı ile televizyondaki dizi hakkında konuştular. Telefonu çaldı. Açtı ve başka bir arkadaşını eve davet etti. Eve giren çıkan insan sayısı, evin içindeki eşyalar kadar fazlaydı. Eve gelen insanlardan kalan eşyalar da evdeki kalabalık içine eklenip zamanla çoğalıyordu. Alttan kalan dersleri verip burada işleri kalmayana dek çoğalmaya devam edecekti. Daha sonra her biri çöp kutusunu boylayacaktı. Evin içindeki kalabalığın farkında değillerdi. Evden gidecekleri gün eşyaları atarken bunun farkına varacaklardı.


Telefonla konuşmasını bitirdikten sonra, yine eve gelenlerden birinin bırakıp gittiği bir çakmakla sardığı sigarayı yaktı. Birkaç defa çektikten sonra ev arkadaşına uzattı. O da alıp aynısını yaptı. Karşısındaki televizyonda her hafta izledikleri diziyi izliyorlardı. Bu sigara bitip yenisi sarıldıktan sonra o dizi yalnızca hareket eden birkaç ışık parçası haline gelecekti. Sırası ile sarılan sigarayı bitene kadar döndüler. Konuşmalar daha da azaldı. Oturduğu yerde aynı pozisyonu alıp yeni bir sigara daha sardı. Aynı şeyleri tekrarladılar. Sarılan üçüncü sigarada dizi neredeyse sonuna gelmişti. Ama kimse bunu umursamıyordu. Üçüncü sigara dönerken birbirleri ile konuşmaya başladılar. Çok kısa bir süreliğine muhabbetten ve dünyada olup biten her şeyden memnun oldular. Bu süre o kadar kısa sürdü ki yüzündeki tebessüm ve içindeki istek bir anda kesildi. Yarıda kalan kahkaha, yerini derin bir dinginliğe bıraktı. Evin içinde yine, sağlam bir kafayı rahatsız edecek kadar yoğun bir sessizlik oluştu. Dizi biteli bir saati geçmesine rağmen kimse farkında değildi. Gözler televizyonda, televizyondan gelen ses, ekranda oynayan görüntü kimseyi ilgilendirmedi. Ev, boş bakan, kızarmış birkaç çift gözle ve bir yığın eşyayla dolu bir ev halini aldı.

Devamını Oku

Facebook Tweet Pin It